Korkunç ölüm futbol maçında yakaladı!

Geçtiğimiz pazar günü yapılan maçta defans oyuncusu 23 yaşındaki genç futbolcu Rocha Costa, rakip forvet ile girdiği mücadelede yerde kaldı. Bu sırada salonun parke zeminindeki kırık bir parke futbolcunun vücuduna saplandı.
Bacağından girip bağırsaklarını parçalayan tahta parçası ile yaralanan genç futbolcu 4 saat süren tıbbi müdahaleye rağmen aşırı kan kaybı sebebi ile hayatını kaybetti.
Türk vekil bakın neden ‘hayır’ diyememiş

İsveç parlamentosunda görüşülüp bir oy farkla kabul edilen Ermeni tasarısıyla ilgili oturumda sol blok içinde yer alan Çevre Partisi’nin Türk milletvekili Mehmet Kaplan, “Grup kararına rağmen konuşma yapmasının bile büyük bir risk taşıdığını, ancak vicdani sorumluluğunu yerine getirmek için konuştuğunu” söyledi.
Meclis genel kurulunda dünkü oylamadan önce tasarı aleyhinde konuşarak, milletvekillerinden öneriye karşı oy kullanmalarını isteyen Kaplan, AA’ya yaptığı açıklamada oylamaya neden katılamadığını anlattı.
Parti içinde çok başarılı bulunan ve gelecekteki sözcü gözüyle bakılan Kaplan, sol blok partilerinin aralarında anlaşarak öneriye kabul oyu verilmesini kararlaştırdığını hatırlatarak şunları kaydetti: “Blok içinde ortak karar alındığı zaman bu kararı bir parti ya da milletvekili bozamıyor. 3 partinin anlaşmasına göre, görüşmeler sırasında önerinin aleyhine konuşma yapılması bile istenmedi. Benim de öneri aleyhinde konuşmamı istemediler. Ama ben bu oylamada duruşumu belirtmek istedim. Vicdani sorumluluğumu yerine getirmek için konuşmak istediğimi parti sözcülerine bildirdim. Risk alarak bu konuşmayı yaptım. Parti kararına rağmen benim öneri aleyhine konuşma yapmam, parti içindeki diğer milletvekilleri arasında güvensizlik nedeni olarak kabul ediliyor.”
PARTİNİN EŞ BAŞKANLARI OYLAMAYA KATILMADI
Grup kararı nedeniyle öneriye hayır oyu kullanmasının olanaksız olduğunu kaydeden Mehmet Kaplan, “Öneri geçmeyecek diye bir inancımız vardı. Benim partilerin oluşturduğu blokun anlaşmasını kırıyorum demem, bundan sonra yapacağımız çalışmalara da sekte vurur, çalışmalarımızı engeller. Genel kurulda konuşma yapmam bile büyük bir riskti. Partilerin oluşturduğu blokun anlaşmalarına uymak zorundayız” ifadesini kullandı. Kaplan, kendisinin konuşmasından sonra parti eş başkanları Peter Eriksson ile Maria Wetterstrand’in oylamaya katılmadığını söyledi.
“Oylama sonucunda ortaya çıkan sonucu önceden tahmin edebilseydik, çabamız daha farklı olurdu” diyen Kaplan, İsveç Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmelerini sürdürdüğünü, Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve hükümetin karardan son derece rahatsız olduğunu da kaydetti.
Kaplan, “Hükümet böyle bir kararı istemiyordu. Türkiye’deki açılımlara karşı olan grupların ekmeğine yağ sürüldüğünü herkes kabul ediyor. Bundan sonra ise meclis, alınan bu kararın takibini yapacaktır. Hükümet ise kararın uygulamasını zamana yaymak için uğraşacaktır” ifadesini kullandı.
Öneriye karşı çıkan iktidar partileri içinde de fire verildiğini kaydeden Kaplan, “Hükümet ortağı partiler, bu önerinin geçmeyeceğinden emindi. Hatta Türkiye ile görüşmelerinde bu yöndeki görüşlerini Türk yetkililerine bildirdiklerini biliyorum” diye konuştu.
Yeni MSN dönemi başlıyor!
Microsoft’un test ettiği yeni MSN’in tamamlanmış halini görün!
Microsoft son 10 yılın en büyük anasayfa tasarım değişikliğini yaptığını duyurarak MSN’in yeni yüzünü sergiledi. Microsoft yeni tasarımı kullanıcıların istekleri doğrultusunda hazırladıklarını belirtti.
Yeni anasayfa kullanıcıların erişimine açılmaya başlandı ve önümüzdeki günlerde milyonlarca kullanıcının hizmetinde olacak.
Yeni MSN’in tasarımın yanında sosyal ağlar ile daha sıkı entegre olduğunu, Facebook, Twitter ve Windows Live ile bağlantılı özellikler sunduğunu görmek mümkün.
İşte yeni anasayfa, özellikler ve bağlantı
MSN’in yeni özellikleri:
* TrendWatch – Twitter’da çok popüler olan konuları ön plana çıkartarak gösteriyor
* Hyper-local Tweets – Yaşadığınız bölgeye göre Twitter mesajları gösteriyor. Bu sayede yerel etkinlikleri takip edebiliyorsunuz.
* My Cities – 3 Şehre kadar takip listesine ekleyerek gelişmeleri takip edebiliyorsunuz.
* MSN Local – İlgili yerel bilgilerin de görüntülenmesini sağlıyor.
* Hotmail – Hotmail gelen kutunuzu MSN ansayfasında görebiliyorsunuz.
Kadın porno yönetmeni milletvekili oluyor

İngiltere’nin 300′den fazla film çekmiş olan ilk kadın porno yönetmeni, 12 yıl önce pornoyu kadınların daha fazla izleyebileceği ve ulaşabileceği hale getirmek amacıyla işe başladı.
Şimdi ise 38 yaşında ve İngiliz parlamenterlerin harcama skandalının ardından temiz politika yapmak üzere adaylığını duyurdu.
“İnsanlar beni yargılamıyor. Bir bakış açısıyla, porno sektörünü kadınlara daha yakın hale getirmek amacıyla bu işe girdim. Bugün, bu çağda demokratik bir toplumda yaşayan insanlar ne izlemek istediklerini kendileri tercih edebilmeliler. Kadın işçilerin fırsat eşitliği için yıllarca kampanya yürüttüm ve bence bu da seçimlere katılmam için bana yeterince tecrübe kazandırdı” diyor.
2008 ve 2009′da İngiltere’de en iyi porno film yönetmeni ödülü alan Arrowsmith Kent Gravesham’dan aday olacak.
‘Balyoz’ planı hangi lideri kanatlandırdı?

Geçtiğimiz ay siyasetin gündemini belirleyen ‘Balyoz Darbe Planı’ bakın hangi lideri uçurdu!
Balyoz etkisi Erdoğan’ı uçurdu Merakla beklediğimiz TNS “Liderlerin Form Grafiği” araştırmasının Şubat sonuçları geldi.
Fazla sözü uzatmaya gerek yok. Şubat ayında “Balyoz etkisi”, Kürt açılımıyla yere çakılan Erdoğan’ın formunu adeta fırlattı.
Demokrasinin yanında yer almak, eski sistemle mücadele, darbeye karşı yan almak, dik durmak dikleşmemek, Kürtler’e karşı fazla da açılmamak Başbakan Erdoğan’ın yaptığı eylemleri onaylayanların oranını %25.1′den %30,7′ye çıkardı.
Erdoğan’ın formunun bu seviyelere gelmesi AK Parti’nin oylarının da %42′lere doğru yol aldığının işareti!
Yani ekonomide istikrarlı günler yeniden geliyor demektir.
Nereden mi biliyorum? Çünkü benim size verdiğim rakamlar hem yurtiçinde hem de yurtdışında ekonomik kurmaylar tarafından yakından takip edilen rakamlar.
Mart ve Nisan aylarında da Erdoğan formunu daha da artırmayı başarırsa “ekonomik istikrar” beklentisi yeniden Türkiye’ye güneşli günler olarak geri döner. Erdoğan’ın formunu artırmasının yolu ise “güç” göstermekten değil “ikna” etmekten geçiyor.
“Güç” yerine “ikna”nın nasıl kullanılacağını ise daha fazla anlatmayayım sanırım Erdoğan’ın danışmanları ne yapacaklarını anlamışlardır. Hele de başarısız “Kürt açılımı” operasyonu ile Erdoğan’ın formunu iki seksen bir doksan yere serdikten sonra…
Baykal ve Bahçeli “Kürt kozu” ellerinden alınınca formlarından çok şey kaybettiler. Biri %11.4′e diğeri ise %11′e geriledi. Bu CHP ve MHP’nin oylarında makul miktarda gerileme demektir.
Formunu Erdoğan’dan sonra tek artıran lider Sarıgül… %7′den %9′a artış, Sarıgül’ün kuracağı partinin oylarının da %10 ile %12 arasına doğru ilerlediğini gösteriyor.
Türkiye yeniden aynı filmi yaşıyor, köşelerinde bazı entelektüeller burun kıvırıp zihinsel mastürbasyon yaparken, halk onların beğenmediği Sarıgül’ü başının üstüne almaya hazırlanıyor.
Daha önce de yazdığım gibi entelektüeller burun kıvırmaya devam ettiği sürece Sarıgül barajı aşacak oyu alacak. Daha fazlası ise geliştireceği içerikli söylemlere değil pozitif duruşunu kavgacı, olmayan söylemlerini daha fazla anlatmasına bağlı.
Kurtulmuş cephesinde yeni bir şey yok. Kurtulmuş baskın Erdoğan karakteri arkasında sesini duyuramıyor. DSP’nin sorunu ise lider falan değil düşüncelerde artık DSP modeline gereksinim duyulmaması.
0.6′lık bir lider formu olan DSP’nin anayasa teklifini köşesinde tartışan Oktay Ekşi’ye de bu sonuçlar kapak olmalı!
Oktay Ekşi “başyazar” kisvesi altında tarafsız davranmıyor, goygoyculuk yapıyor. Bunun en güzel kanıtı da yazdığı DSP yazısı. Daha sonra da ortaya çıkıp “Bizim yazarlar olarak suçumuz yok, basın özgürlüğü, iletişim özgürlüğü cart curt” diye ahkam kesmenin alemi yok. Her şey Ekşi’nin yazdığı DSP yazısıyla kabak gibi ortaya çıkmış durumda.
Oktay Ekşi kösesinde iletişim kurmuyor, iktidarla kazanıp kaybetme üzerinden maç yapıyor. Bu tür köşe yazarlığının sonu da artık pek hayırlı değil. Hatta sonu mutlaka gelmeli, getirilmeli. Nokta.
Liderlerin Form Grafiği
Liderler Kasım Aralık Ocak Şubat
Erdoğan 25,01 25,04 25,06 30,7
Bahçeli 13,0 10,3 12,7 11,4
Baykal 13,3 10,6 12,1 11,0
Sarıgül 7,2 8,1 7,0 9,0
Kurtulmuş 5,4 5,5 3,2 3,1
Türker 2,0 1,1 1,1 0,6
Kızlarını 19 kez hamile bıraktı!

Babaları tarafından yaklaşık 25 yıl tecavüze uğrayan iki kız kardeşin yaşadığı dram dünyayı derinden etkiledi. İngiliz yetkililer ise iki kız kardeşi koruyamadığı için kamuoyundan özür diledi.
Sheffield’deki koruma komitesi yetkilileri, kızların tecavüz ve kötü muameleye uğradıklarını bildirmek için onlarca farklı kurum ve 100 kadar görevliyle bağlantı kurduklarını söyledi. Yetkililer, uzmanların ailede ensest ilişki ve kötü muameleden şüphe etmelerine rağmen hiçbir şey yapılmadığını, babanın işlediği suçun ortaya çıkmaması için ailenin 67 kez yer değiştirdiğini kaydetti.
Kızlarına defalarca tecavüz etmiş!
Verilen bilgiye göre, İngiltere’nin Sheffield kentinde yaşayan 56 yaşındaki ismi açıklanmayan ancak ‘İngiliz Fritzl’ diye bilinen cani baba, iki kızına defalarca tecavüz ettiğini itiraf etti.
Yargılamanın yapıldığı bölgede yayımlanan Sheffield Telegraph adlı gazete, ifadeleri ele geçirdiğini yazdı. Gazete, adamın öz kızlarına defalarca tecavüz ettiğini ve onları hamile bıraktığını itiraf ettiği belirtildi.
Cani, küçük kızını 12, diğerini 7 kez hamile bıraktığını kaydetti. Bu ilişkilerden 9 çocuğun doğduğunu söyleyen korkunç baba, bebeklerin ikisinin birkaç saat içinde öldüğünü ifade etti.
Obama, Türklerin katledildiği isyanı övdü
ABD Başkanı Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray’da özel bir resepsiyon verdi.
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Amerika ziyaretinin ikinci gününde ABD Başkanı Obama ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen görüşmenin ardından yine Beyaz Saray’da Yunanistan’ın Bağımsızlık Günü dolaysıyla bir resepsiyon verildi. Resepsiyona, Obama ve eşi Michelle Obama’nın yanı sıra Yunan Başbakanı, din adamları, bazı kongre üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı.
Obama’nın Asya gezisi dolaysıyla öne alınan resepsiyonda konuşan Papandreu, ekonomik krizi atlatmak için ne gerekiyorsa yapma sözü verdi. ABD Başkanı’na Balkanlarda istikrarın temini, Kıbrıs sorunun çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerinin güçlendirilmesi gibi konularda verdiği destekten dolayı teşekkür eden Papandreu, “Yunanistan, her türlü zorbalık ve baskı yönetimine karşı ortak adalet arayışında ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirebilmek için, Amerika’nın yanında yer almaya devam edecektir.” diye konuştu.
“ACIMASIZ OSMANLI ORDUSU”
Papandreu’dan sonra konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi’nin Amerika Başpiskoposu Demetrios ise kanlı Yunan isyanını överek, ’sıradan insanları olağanüstü savaş planlayıcıları haline getiren, Osmanlı’nın deneyimli kumandanlarını yenen zekaya’ teşekkür etti. Demetrios şöyle konuştu: “Yüzyıllar boyunca kudretli ve acımasız Osmanlı İmparatorluğu’nun işgali altında yaşadıktan sonra, zorlukla bir araya gelmiş devrimci Yunanlıların sayısı, büyük ve iyi organize olmuş Osmanlı askerlerinin karşısında çok azdı, silahımız yoktu ve bazı Avrupa ülkeleri bize düşmanca tepkiler veriyordu. Tüm bunlara rağmen, 1821′in kahramanları imkansızı başardı. Büyük bir imparatorluğu yenerek 4 asır boyunca yabancı hükmü altında yaşadıktan sonra yeni bağımsız Yunanistan’ı kurmayı başardılar.”
EKÜMENİK PATRİKHANE
Obama’ya din özgürlüğü ve Ekünemik patrikhanenin var olma hakkını desteklediği ve bu desteği görevinin ilk yılında sürekli olarak dile getirdiği için teşekkür eden Demetrios, geçen seneki kutlamalar sırasında, Kıbrıs’ın birliği ve Makedonya’nın adı gibi hala çözüm bekleyen sorunların halledilmesine yönelik Obama’ya verdikleri sözleri yenilediklerini dile getirdi.
KANLI YUNAN İSYANINA OBAMA ÖVGÜSÜ
Obama ise konuşmasında hakkındaki sözlerinden dolayı Başpiskopos Demetrios’a teşekkür etti. Yunan isyanını öven Obama, “189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ağaya kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. (Burada) sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız.” dedi.
189 yıl önce Amerikalı Yunanlıların okyanusu aşarak Yunan bağımsızlık savaşına katıldıklarını vurgulayan Obama, günümüzde de iki ülke arasındaki ilişkilerin halen güçlü olduğunu belirtti. Obama, “Başbakan Papandreu buradayken Yunanistan’ın, güvenlik ve bölgesel istikrar alanında yaptıklarına, Kıbrıs’ta kalıcı barış çabalarına ve Başbakan’ın Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği kişisel çabalara teşekkür etmeme izin verin. Liderliğiniz için teşekkür ederiz.” diye konuştu.
YUNAN İSYANI
Yunanlıların Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırdığı isyan 1821 yılında başladı. Binlerce sivil Türkün öldürüldüğü isyan Yunanlılara bağımsızlık getirdi. Yunanlılar, Osmanlı idaresi altında bağımsızlığını ilk elde eden halk oldu. Osmanlı’nın dağılmasında ayrı bir role sahip olan isyan sırasında, ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin’de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi.
11 milletvekiline bakanlık rüşveti verildi!

Türkiye’de 60 yıldır karanlıkta kalan ve kayıtlara “ faili meçhul cinayet” olarak geçen öldürülme olaylarında hayatlarını kaybedenlerden bazılarının yakınları “can yoldaşları” adıyla bir platform oluşturdular. Bu olaylara ilişkin açıklamalar yapıyorlar, görüşlerini ve kanaatlerini belirtiyorlar. Basının hemen hemen tamamında sözlerine geniş yer veriliyor. Ekranlara çıkarılıyorlar, özenle hazırlanan programlarda yer alıyorlar. Bu arada siyasi parti merkezlerine, TBMM’ne, üst düzey ziyaretler yaptılar.
Gerek “can yoldaşları” grubu, gerekse medyada onlara yoğun şekilde destek veren çevreler bu cinayetlerin devletin içinde yer alan bir merkez tarafından organize edildiğini, tetikçilerin devlet tarafından korunduğunu, bu nedenle olayların şimdiye kadar aydınlanmadığını öne sürüyorlar.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli grubun görüşme talebini kabul etmedi. Gerekçesinde son derece önemli iki hususa dikkat çekti. Grup tek yanlı oluşturulmuş, milliyetçi kesimden katledilen aydınlar, siyasetçiler ve gazeteciler yok sayılmış; bunun yanı sıra cinayetlerin sorumlusu olarak genellikle ülkücüler, milliyetçiler işaret edilmiştir.
Sayın Bahçeli’nin belirttiği bu tablo aslında yeni değildir. Ülkemizde terörle birlikte belirli bir kesimde yaşanan ideolojik bağnazlık ve düşünce çarpıklığından kaynaklanan yanlış bir hüküm her dönemde geçerli olmuştur. Bunların nazarında Türk Milliyetçiliği bütün kötülüklerin, düşmanlıkların, kamplaşmaların kaynağıdır; çatışma sebebidir. Dolayısıyla milliyetçiler düşünceleri nedeniyle olayların asli sorumlusudurlar. Bu çarpık bakışın tipik bir örneği 1978 yılında hükümet değişikliği sırasında yaşanmıştı. Siyasî tarihimizde benzeri görülmeyen yüz kızartıcı bir düzenlemeyle, Güneş Motel’de gece yarıları yapılan pazarlıklar sonucu, on bir milletvekiline bakanlık rüşveti verilerek Ecevit’in başbakanlığında CHP Hükümeti kurulmuştu. İçişleri Bakanı Em. Hv. Org. İrfan Özaydınlı’ydı. Yeni Bakan görevine başlarken Emniyet Genel Müdürü Vecdi Gönül’den sağ ve sol örgütler hakkındaki dosyaları ister. Genel Müdürün sol örgütlere ilişkin klasörler dolusu belge getirmesine karşılık, milliyetçilerle ilgili olanları sayısının az olması Özaydınlı’yı sinirlendirir; nedenini sorar. Genel Müdür bu durumun ellerindeki bulgulardan kaynaklandığını, bunun objektif bir sonuç olduğunu, solun çok daha geniş bir faaliyet ve örgütlenme içerisinde bulunması nedeniyle bu tablonun oluştuğunu anlatır.
Bakan söylenenlere inanmadığını kesin bir dille ifade ederek kanaatini açıklar: “solcu eylemler sağcıların, milliyetçilerin kışkırtmalarına tepki olarak çıkmaktadır. Milliyetçilerin eylemleri bertaraf edilirse solunkiler kendiliğinden ortadan kalkar; ayrı ve özel bir girişim yapılmasına bile ihtiyaç kalmaz”.
SOL, MEŞRU SAYMADIĞI GÖRÜŞE KARŞI ADİL DEĞİLSol çevrelerin Marksist diyalektiği, sosyal olaylara uygulamaya çalışmaları sonucunda oluşan bu tarz hükümlere dün olduğu gibi bugün de pek sık rastlıyoruz. Bunların nazarında milliyetçilik karşıtı fikir ve ideoloji sahipleri her zaman mağdur, mazlum; milliyetçiler ise her olayın sorumlusu, her suçun failidir.
Bu bakış tarzı nedeniyle meşru ve makbul saymadıkları görüşün taraftarlarına karşı adil davranmak, objektif olmaya çalışmak gibi insani ve ahlaki yükümlülüklerinin bulunduğunu akıllarına getirmezler. Özellikle basın ahlakı açısından bu ilkelere uymak zorunda olduklarını düşünmek bile istemezler.
Ayrıca bu kesimdekilerin pek çoğunun zihinlerinde eskiye dayalı bir öfke ve bitmeyen bir hesaplaşma arzusu yer alır. 70 li yıllarda, gençlik dönemlerinde çeşitli sol fraksiyonlar, illegal örgütler, silahlı çeteler içerisinde “devrimcilik” adına kutsadıkları kanlı eylemlerle ulaşamadıkları sonuca, günümüzde sahip oldukları imkânları, ekranları ve gazete sütunlarını kullanarak ulaşmak istiyorlar. Başka bir ifadeyle hasım saydıkları düşünceleri silah kullanarak ezmeye çalışmak yerine, gazete ve televizyonları kullanarak bastırmak, toplum içersinde marjinalleştirip sindirmek istiyorlar. Türkiye’de basın hiçbir dönemde olmadığı kadar ideolojik bir “dezenformasyon” aracı olarak kullanılmaktadır. Tek yanlı ve taraflı bir habercilik ve yorumculuk şeklinde yürütülen bu psikolojik harekâtın başlıca hedeflerinden birisi de, genç nesillerin yakın tarihimizi ancak kendi belirledikleri çerçevede öğrenmelerini sağlayacak bir ortam hazırlamak, kamuoyu oluşturmak, kitle tabanı kazanmaktır.
EN YAKIN ARKADAŞLARINI KABİRLERİNE YERLEŞTİRDİLER
Bu faaliyetlerin yanı sıra başka bir problemi daha vurgulamakta yarar var. Milletimizin kollektif planda acı hatıraları zihninden tasfiye ederek rahatlamak gibi bir özelliği var. Kitle hâlinde geçmişte yaşanan acıları yüreğimizde barındırmak yerine olanları unutarak huzur aramaya çalışmak işimize daha çok geliyor. 18. yüzyılın sonlarında Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden başlayarak, 93 harbinde ve Balkan faciasında doruğa ulaşan kitlesel felaketler yaşadık. Çevre coğrafyalarda beş milyona yakın soydaşımız katliamlar sonucu hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra bir o kadar insan canlarını kurtarmak için her şeylerini bırakıp dalgalar hâlinde Anadolu’ya akıp geldi. Bir buçuk asır süren bu travmatik sürecin izlerinin en fazla bir iki nesil kapsamında önemli ölçüde silinip gitmesi psikolojik bir “savunma mekanizması” şeklinde değerlendirilebilir.
Milliyetçi camiada yakın geçmişe ilişkin konularda belirgin şekilde gözlemlenen ilgisizliğe ve tepkisizliğe bakarak benzer psikolojinin bu muhitlerde de egemen olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir ifadeyle daha sınırlı bir zamana münhasır olmakla beraber, Türk Milliyetçilerinin çoğunda, bilinçli olmasa bile, “hafıza tasfiyesi” diye tanımlanacak bir tavır göze çarpıyor.
1970 -80 arasındaki kanlı terör döneminde on yıl süresince milliyetçi-ülkücü kesim çok çetin günler yaşadı. Bu fikre mensubiyet peşinen kurşunlara hedef olma anlamına geliyordu. Özellikle gençler ve MHP yöneticileri için bu yıllar bir kâbus gibi geçti. En yakın arkadaşlarının, dostlarının, tabutlarını omuzladılar; elleriyle kabirlerine yerleştirdiler. Üniversite kapılarından silah tehdidiyle kovuldular. Çoğunun cebinde bir öğünlük yemek parası bile yoktu; bulduklarını paylaşarak, birbirlerine sarılarak, yürekleri ülke ve millet adına ıstıraplarla dopdolu yaşamaya çalıştılar. Sayısı çok az birkaç roman ve hikâye denemesini bir kenara bırakırsak, bu zor yılların onurlu ve acılı hikâyelerini günümüzde ne ekranlarda, sinemalarda seyredebiliyoruz, ne de kitap sayfalarında okuyoruz.
Oysa bu on yıl sadece milliyetçiler-ülkücüler için değil, ülkemiz için de son derece önemlidir. Bir gün bu konulara ideolojik gözlükle değil, objektif bir araştırmacı ve bilim adamı sıfatıyla eğilen tarihçiler, sosyologlar ve siyaset bilimcileri çıkarsa önlerinde çok zengin malzemeler bulacaklardır.
SOLCU ANARŞİSTLER BENİ ÖLDÜRECEKLERMİŞSolcu ve liberal çevrelerin eşlerini, babalarını, yakınlarını kaybeden bir grup insanı “can yoldaşları” adıyla gündeme getirmeleri, propaganda amacıyla yapılan, samimiyetten uzak sığ ve basit bir manevradır. Girişimlerinde ihlâs olmayınca toplumun tamamına hitap edemiyorlar; inandırıcı olamıyorlar. Milliyetçilerin acılarını görmezlikten geldiklerinden oluşturmaya çalıştıkları tablo eksik kalıyor.
Solcu ve liberal çevrelerde sık rastlanan bu zaaflar bir tarafa, “can yoldaşları” girişimi Türk Milliyetçileri için bir hafıza tazelemesinin ne derece zaruri olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Çünkü Arif Nihat Asya’nın dediği gibi:
“Yoksa şu yaprakta Yavuz
Yoksa şu sayfada Oğuz
Biz de yoğuz, biz de yoğuz.”
1966 da Ruhi Kılıçkıran’dan başlayan, 70 li yılların ortalarından itibaren 1980′e kadar sayıları üçbini geçen muhtelif yaşlarda bir “şehitler kervanı”, hayatlarının baharında toprakla kucaklaşan “Şüheda bir nesil” söz konusu. Onlar ölümü derin bir tevekkülle, insanı ürperten müthiş bir teslimiyetle karşılamışlardı.
Mesela Şişli MHP İlçe Başkanı Yusuf Bahri Genç… Bir kalem erbabı bu yiğit insanın destansı hikâyesini keşke yazsa; inançlı, ülkücü bir karakter olarak genç nesillere sunulup tanıtılsa…
Yusuf Bahri 14 Ağustos 1978′de dükkânına ziyaretine gelen milletvekillerine şöyle diyordu: “Şişli’de sokaklar solcu anarşistler tarafından tutulmuş durumda; etrafa dehşet saçıyorlar. Benim dükkânımı da defalarca bombaladılar. Şimdi haber aldım ve gene saldıracaklarmış ve beni öldüreceklermiş”.
Milletvekilleri İstanbul valiliğine başvururlar, tedbir alınmasını isterler. Gerekenin yapılacağı vaadiyle uğurlanırlar. Ancak bir önlem alınmaz. 17 Ağustos’ta teröristler aynı mıntıkada üç-beş yeri daha bombalarlar. O sırada Yusuf Bahri Genç dükkânında değildir. Çırağının üzerine gaz yağı döküp ateşe verirler ve “ustanı da öldüreceğiz elimizden kurtulamaz” derler.
Birkaç gün sonra gazetelerde bir isim ve bir resim yer alır. Haberde şöyle denilmektedir: “Dükkânı 18 defa (on sekiz) saldırıya uğrayan milliyetçi genç vitrinine duvar ördürdü ve duvara utanç duvarı ismini koydu.”
Ne var ki duvarlar bile komünistlerin kurşunlarını önleyemez. Yusuf Bahri Genç önüne duvar ördüğü işyerinde sekiz yerinden kurşunlanarak 14 Mayıs 1979 da şehit edildi.
BURADA FAŞİST VAR ÖLDÜRMEYE GELDİK
MHP Bakırköy İlçe Başkanı Mehmet Başak 20 Kasım 1979 da vuruldu. Bu tarihten kısa bir süre önce Genel Başkan Türkeş’e telefonda şöyle demişti: “ Ben bu ilçenin üç yıl içindeki altıncı başkanıyım. Benden evvelkiler hep vuruldular. Ben de bekleyeyim mi” ?
İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı imanlı, vatansever, yüreği insan sevgisiyle dolu herkese yardımcı olmaya çalışan, çevresinde çok sevilen bir iş adamıydı. Gencecik oğluyla birlikte aracının içinde şehit edildi. Aynı günlerde Beyoğlu İlçe Başkanı Hüsnü Tepe’nin çalıştığı postaneyi basan kızıl teröristler “burada faşist var öldürmeye geldik” diye bağırıp kurşunlarını sıktılar.
Bu olaydan birkaç gün sonra Bingöl’ün Milliyetçi Belediye Başkanı Hikmet Tekin’e üst üste iki saldırı yapıldı. Başkan ilkinden yaralı olarak kurtuldu ancak teröristler öldürmekte kararlıydılar. Arabasını pusu kurdular; annesi ve kardeşiyle birlikte şehit ettiler.
3 Aralık 1979 da kurşunların hedefinde İzmir’de mütevazı imkânlarıyla bir dergi çıkaran, milliyetçi camianın emektar isimlerinden Kemal Fedai Coşkuner vardı. Kısa bir süre önce son yazısında şöyle diyordu: “Belki de bu size son çağrımız olacaktır. Durumun ne olacağı bilinmez. Yarına sağ çıksak bile sizlere bir daha seslenme imkânı bulacak mıyız, bulduracaklar mı?”
Aynı tarihte Ankara İl Başkanı ve Kars senatör adayı Av. Hüseyin Cahit Aküzüm bürosunda, ilçe başkanı mühendis Şahin Bingöl evinin yanında, Çankaya İlçe Başkanı Hamza Uzgören sokak ortasında vuruldular. Oluk gibi kan akıyordu. Gazetelerde her gün ortalama yirmi kişinin ölüm haberi yayınlanıyordu. 27.12.1979 da çevresinde çok sevilen, parlak bir gelecek vaat eden, genç bir bürokrat Ercüment Yahnici pusu kurularak çapraz ateşe tutularak hunharca katledildi.
TAHA AKYOL: ÜLKEDE KATLİAM VAR, NERDESİNİZ?O günlerde milliyetçi bir yayın organı olan Hergün gazetesinin başyazarı Taha Akyol şunları yazmaktadır: “Bir nizami harp” karşısında olmadığımıza göre, Türk Devleti’nin terör olaylarını önleyecek hazırlığı yok mu? Yoksa terör sıkıyönetimin bile baş edemeyeceği kadar güçlü mü? Ey fazla konuşmayı, cübbelerle direnmeyi sevenler! Meslektaşımız öldürüldü, neredesiniz? Ey insanlıktan bahsedenler, ülkemizde katliam var neredesiniz? Ey devlet var mısın yok musun? Nerede inandığımız gücün hareketi?
Terör ülkeyi kasıp kavurmakta, acılar katlanarak artmaktadır. 4 Nisan 1980 de gazeteci İsmail Gerçeksöz vuruldu. Sevgi Kafalı, Gerçöksöz’ü şöyle anlatmaktadır: “O sessiz bir kahramandı. Güçlü şairliğinin, ince bir sanatkâr ruhunun, Türk Milliyetçiliği ruhunun verdiği olgunlukla Türk Milletinin içinde düştüğü bu terör ortamından ıstırap duyuyordu”.
Şahadet Gerçeksöz’ün sanki içine doğmuştu. Türk Edebiyatı dergisinin mart sayısında “sona doğru” isimli şiirinde şöyle diyordu:
“Hani bir şarkı takılır ya insanın dudaklarına
Eski, yarı unutulmuş kırık dökük
Birkaç mısra dil ucunda döner durur da
Nice baharlar alıp gitmiştir en güzel düşlerine”
ŞEHİTLER KERVANININ İMANLI YÜRÜYÜŞÜ SÜRMEKTEYDİ
27 Mayıs 1980 de Türk siyasetinin yüz akı, kısa bakanlık döneminde sergilediği icraatla ahlak, fazilet ve dürüstlük timsali olarak anılmayı hakeden eski Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak aracından inerken evinin önünde katledildi. Şehitler kervanının sessiz, mütevekkil, imanlı ve vakur yürüyüşü çoğalarak sürmekteydi. 25 Ağustos 1980 de evli iki çocuk babası Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok eşi ve kızıyla birlikte bu kervana katıldılar.
Üç binden fazla şehidin her birinin ve onların eşlerinin çocuklarının, ana-babalarının her birinin yürek yakan ayrı bir hikâyesi vardır. Aradan 20–30 yıl geçtikten sonra geride bıraktıklarının kapısını kim çalar, mezarlarının yakınlarından başka ziyaretçisi var mıdır? Birkaç ay önce Necip Altınok’un kızı evlendi. Gözlerinde bir yaşındayken evlerinin önünde kurşunlanan ve simasını tahayyül bile edemediği babasının otuz yıldır yüreğindeki saklı tuttuğu özlemi vardı.
“Can yoldaşları” jargonunun anlamlı ve inandırıcı olabilmesi için ülkücü-milliyetçi şehitler silsilesi içersinden en azından bir kaçına olsun yer vermeyi düşünmeleri gerekirdi. Bu girişimi düzenleyenler eksikliğin ne anlama geldiğini, samimiyetlerini kuşkulu kılan bir ayrımcılık yaptıklarını acaba fark edecekler mi?
MHP’den rüşvet skandalına soruşturma!

Çukurova ve Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Tuncel’in disiplin kuruluna sevk edildiğini açıkladı.
İstanbul’da tramvay liselileri ezdi: 2 ölü
Ağır yaralanan öğrencilerden 2’si kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybetti.
İstanbul Merter’de, Bahçelievler Kemal Hasoğlu Lisesi öğrencisi, ikisi kız 3 öğrenci, okul çıkışında karşıdan karşıya geçerken, Bağcılar-Zeytinburnu seferini yapan tramvayın altında kaldılar. Ağır yaralanan öğrencilerden 2’si kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybetti.
25 metre sürüklenen ve üçü de ağır yaralanan öğrenciler çevreden gelen ambulanslarla İstanbul Hizmet, Bakırköy ve Bağcılar Devlet Hastanelerine kaldırıldılar. Yaralı öğrencilerden ikisi yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
9. sınıfta okudukları öğrenilen öğrencilerin İrem Dinçsoy, Buket Bulet ve erkek öğrenci Deniz Tekin olduğu belirlendi. Kaza sonrasında görgü tanıkları ilk belirlemelere göre, öğrencilerin dikkatsizce tramvay yolu üzerinden geçtiğini öne sürdüler.
